dünyayı deneyimleme biçimlerimiz

18 Eylül 2026
Evrensel değerleri temsil ettiğini söyleyen kurumlar onları çiğnerken ilkeli kalmanın hâlâ bir anlamı var mı? İnandığımız ilkelerle içinde yaşadığımız dünya arasındaki mesafe giderek açılıyor. Bu bölümde umursamanın bedelini ve insanın nasıl “ahlaken vatansız” kaldığı üzerine konuşuyorum.
17 Temmuz 2026
Paris’te bir cenaze töreni ve törene çağrılmayan bir zat. “Unutmadık” diyor birileri ve “gelmesin” diyorlar. Toplumun bir kesimi için bu önemsiz. Aklımıza düşüyor: Bir toplum, kendi yaşamadığı bir travmayı ne kadar hatırlayabilir?
30 Haziran 2026
Küçük mutluluklara ve niş zevklere müsaade etmeyen bir anlatı, onun yolunda olsa da olmasa da bedel ödeyen insanlar, yüzyıllardır değişmeyen devlet aklı, tüm kritiklerine rağmen güçlü bir metin. Vedat Türkali’nin 1974 yılında yayımlanan Bir Gün Tek Başına romanı üzerine.
3 Mayıs 2026
Herkes bir yerde kendi hayatının egemenidir. Ve egemene düşen anları belirlemek ve karar vermektir. Her karar şüphesiz potansiyel başka kararlardan vazgeçiştir. Karar verilir, bir yola sapılır. Sapılan yol, geride yürünen onca yolun da bırakılmasıdır.
1 Şubat 2026
İnternette gördüklerimiz az sayıda insanın yüksek sesle ürettiği imajlardan ibaret. Bilgi arttıkça hakikat değersizleşiyor, konuşmak riskli, susmak güvenli hâle geliyor. Sorunları adlandırarak rahatlıyor, yapay yakınlıklarla yalnızlığı bastırıyoruz. Dört bölümlük slop çağında ayakta kalma rehberinin ilk bölümü.
9 Ocak 2026
Arşiv niyetine dijital günlük tutma çabası, Fransız Yeni Dalga’nın eleştirmene biçtiği görev ve auteur tanımının açabileceği imkânlar, lottokrasi yönetimi, güçlünün işine geldiği bir düzen ve Kayıp Zaman bahsi.
31 Aralık 2025
İstikrarlı bir şekilde kötülüğünü arttıran bir dünyada yaşamak tuhaf. Doğmadan önce dünya manzarasını gösterselerdi birçoğumuz “kalsın” diyebilirdi. Yaşayacağımız baharlara dahi mesafe koyabildiğimiz bir ruh hâliyle, 2025’in kısa ve öz değerlendirmesi.
24 Aralık 2025
Büyük teknoloji şirketleri kamusal hayatta egemenliğini tesis eden birer dijital derebeylikler gibi işlemeye başlamışken insana düşen serfliği ne yapıp da aşacağız? Dijital çağın yeni iktidar biçimi teknofeodalizmin neliği üzerine konuştum.
17 Aralık 2025
Bugün hâlâ Deleuze basıyor olmak bir “hata” mı? Hangi filozoflar basılırsa “kaynak israfı” olmaz? Çağdaş felsefede yeterli ivme sağlanamadı derken, bir okurun isyanını vesile kılarak kıta-analitik felsefe bahsini yayıncı gözünden anlatmaya çalıştım.
8 Aralık 2025
Sabah huzursuz düşlerden uyanan Samsa kendisini böceğe dönüşmüş bulsa da o böceği kitabın kapağında görmesek olmaz mı? Hem Kafka’nın talebini de yerine getirmiş oluruz. Editör-yazar-tasarımcı ilişkisiyle kapağa böcek bahsi.
3 Aralık 2025
Yıl sonu Spotify müzik özetleri etrafta dolanırken, zaman ve mekânı aşıp bizi hâllerden hâllere sokan müziğin, duygularımızı istikarlı bir şekilde altüst etmesinin pek de sağlıklı sonuçlara gebe olmadığı hissiyatını anlatmaya çalıştım.
26 Kasım 2025
Siyasetin hemen here şeye nüfuz ettiği, krizlerden kriz beğendiğimiz, kavgadan kavgaya koştuğumuz ama günün sonunda pek de bir şeyleri değiştiremediğimiz bir dönemde içinde bulduğumuz bu devasa gürültüde ne yapacağız? Hiperpolitikanın neliği üzerine konuşuyorum.
22 Kasım 2025
Oktay Akbal’ın kulağını çınlatıp Jean Renoir’a nasıl geldim? Konuşmanın gücü. 1932 yapımı “Boudu sauvé des eaux” filmi vesilesi ile aylaklık ile düzen arasında salındım. İlkinin cazibesine okey ama ikincisi vazgeçilmez.
20 Kasım 2025
Taşı bir kenara koyup hamak kuran Sisifos. Böylesi bir karar niçin verildi? Bu başlangıç nelere gebe? Tüm bunların ötesinde başlamış olmanın keyfini sürmeli.